Ekrandaki Kurşun, Gerçek Hayattaki Yara: Şiddeti Alkışlıyor muyuz?
13/02/2026 19:29 | Son Güncelleme : 13/02/2026 23:05
| Müslüm OKATAN
Akşam saatleri… Televizyonu açıyorsunuz.
Ekranda yeni bir silah, yine bir infaz sahnesi, yine “rujuna uygun” bir hesaplaşma…
Arka fonda ağır bir müzik, yüzlerde karizma, ağızlarda tehditkâr cümleler.
Ve biz buna “dizi” diyoruz.
Şiddet artık istisna değil, senaryonun ana omurgası. Mafya figürleri kötü karakter değil; hayranlık uyandıran başrol. Suç, strateji gibi… Tehdit, karizma gibi… Acımasızlık, güç gibi sunuluyor.
Sonra şaşırıyoruz:
Neden gençler bu kadar öfkeli?
Neden en ufak tartışma kavgaya dönüşüyor?
Neden sabır bu kadar azaldı?
Çünkü şiddet artık olağan.
Çünkü kötülük estetikle paketlenmiş halde.
Genç bir zihin için tekrar, normalleştirir.
Her hafta saatlerce izlenen sahneler bilinçaltına şunu fısıldar:
“Güçlü olmak için korkutmalısın.”
“Saygı görmek için sert olmalısın.”
“Duygusal olmak zayıflıktır.”
Oysa gerçek hayat senaryo değildir.
Gerçek hayatta kurşun sesi yankı değil, yıkımdır.
Gerçek hayatta racon romantik değil, travmatiktir.
Daha tehlikelisi şu:
Ahlaki sınırlar yavaş yavaş kayıyor.
Aldatma, ihanet, manipülasyon, çıkar ilişkileri…
Dramatik müzikle sunulunca “normal” insan davranışı gibi algılanıyor.
İyilik sıradan, kötülük heyecan verici hale geliyor.
Gençler rol model arar.
Ekran neyi parlatırsa, göz oraya kayar.
Bugün bir lise öğrencisinin sosyal medyada en çok paylaştığı sahnelere bakın:
Silahlı yürüyüşler…
Tehditkâr replikler…
“Kimseye eyvallahım yok” tavrı…
Bağımsızlık ile nobranlık,
Özgüven ile zorbalık birbirine karışmış durumda.
Sorun yalnızca diziler değil.
Sorun şiddetin reyting getirmesi.
Sorun kötülüğün karizmatik gösterilmesi.
Sorun yapımcıların değil, toplumun buna talep üretmesi.
Biz neyi izlersek, o çoğalır.
Peki gençler neden bu kadar kolay özeniyor?
Çünkü güç arıyorlar.
Çünkü görünür olmak istiyorlar.
Çünkü ezilmemek için sert görünmenin gerekli olduğuna inanıyorlar.
Onlara sabrı, emeği, karakteri değil;
Hızlı yükselen, korkutan, hükmeden figürleri gösteriyoruz.
Unutmayalım:
Şiddet yalnızca fiziksel değildir.
Dilde de şiddet üretilir.
Hakaret şiddettir.
Aşağılama da şiddettir.
Ekranda normalleşen her sertlik gündelik dile sızar.
Bir bakmışız ki tahammülsüzlük yeni norm olmuş.
Belki de asıl soruyu yanlış soruyoruz.
“Neden bu kadar şiddete meyilliyiz?” yerine şunu sormalıyız:
Biz neyi alkışlıyoruz?
Gerçekten güçlü olanı mı, yoksa korkutanı mı?
Çünkü alkış yön verir.
Reyting karar verir.
Ve ekran, sandığımızdan çok daha sessiz ama çok daha derin biçimde eğitir.
Şimdi kendimize dürüstçe bakalım:
Çocuğumuzun, kardeşimizin, öğrencimizin örnek almasını istemeyeceğimiz karakterleri biz neden her akşam izliyoruz?
Şiddetle büyüyen bir nesilden merhametli bir toplum çıkar mı?
Yoksa biz farkında olmadan geleceğin dilini mi yazıyoruz?
