“8 Mart Dünya Kadınlar Günü: Kutlama mı, Vicdan Muhasebesi mi?”
07/03/2026 18:30 | Son Güncelleme : 07/03/2026 20:41
| Müslüm OKATAN
Her yıl 8 Mart geldiğinde sosyal medya mesajlarla doluyor, çiçekler dağıtılıyor, güzel sözler söyleniyor. “Kadınlarımız baş tacımızdır” cümlesi tekrar tekrar paylaşılıyor. Ama sonra 9 Mart oluyor ve hayat kaldığı yerden devam ediyor. Peki gerçekten değişen bir şey oluyor mu?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü aslında bir kutlama günü değil, bir mücadele ve farkındalık günüdür. Kadınların yıllarca süren hak arayışının, eşitlik talebinin ve insan onuruna yakışır bir yaşam mücadelesinin sembolüdür. Ancak ne yazık ki bu anlam, çoğu zaman birkaç güzel söz ve çiçekle geçiştiriliyor.
Bugün hâlâ kadınlar iş hayatında aynı emeğe karşılık daha az ücret alıyor. Hâlâ birçok kadın karar mekanizmalarında yeterince temsil edilmiyor. Daha da acısı, her geçen gün artan kadın cinayetleri ve şiddet haberleri toplumun vicdanını yaralamaya devam ediyor. Bu gerçekler ortadayken 8 Mart’ı sadece bir kutlama günü gibi görmek, sorunun üzerini örtmekten başka bir şey değildir.
Kadınların güçlü olduğu söyleniyor. Evet, kadınlar güçlü. Ama mesele onların güçlü olması değil; toplumun kadınlara karşı adil olup olmadığıdır. Bir kadının güçlü olmak zorunda bırakıldığı bir düzen aslında adil bir düzen değildir.
Gerçek değişim, sosyal medya paylaşımlarıyla değil; zihniyet değişimiyle olur. Kadınların güvenle yaşayabildiği, eşit fırsatlara sahip olduğu, sözünün duyulduğu bir toplum inşa edilebildiğinde 8 Mart gerçekten anlamını bulacaktır.
Bu yüzden bugün belki de en doğru soru şudur:
Kadınlar için ne söyledik değil, kadınlar için neyi değiştirdik?
8 Mart, kutlama gününden çok bir vicdan muhasebesi olmalıdır. Çünkü kadınların özgür olmadığı bir toplumda, aslında hiç kimse tam anlamıyla özgür değildir.
