YAZARLAR

“Hayat Bir Filmse, Senaryoyu Kim Yazıyor?”

Merhaba sevgili Sonnokta ailesi,

Bu haftaki yazımda biraz durup düşünmeye davet ediyorum sizleri. Hayatın akışını, çocukluğun değişen yüzünü ve teknolojinin sessizce yazdığı yeni sahneleri konuşacağız. Zaman hızla ilerlerken, aslında kim olduğumuzu ve çocuklarımıza nasıl bir hikâye bıraktığımızı sorgulayacağız. Çünkü hayat bir film gibi akıp gidiyor… ve belki de en önemli soru şu: Bu filmin senaryosunu gerçekten kim yazıyor?

Hayat gerçekten bir film gibi… Zaman akıyor, sahneler değişiyor, karakterler büyüyor. Ama asıl soru şu: Bu filmin senaryosunu kim yazıyor? Biz mi, yoksa elimizden düşmeyen ekranlar mı?

Bugünün çocukları, doğdukları andan itibaren teknolojiyle iç içe. Oyunlar ekranda, arkadaşlıklar ekranda, hayaller bile çoğu zaman ekranda şekilleniyor. Parmaklar kaydırıyor, gözler izliyor, zaman sessizce geçip gidiyor. Bir bildirim geliyor, bir video bitiyor, diğeri başlıyor… Gün döngüsü çoğu zaman bu ritimle akıyor.

Oysa bizim çocukluğumuz bambaşkaydı. Ekran yoktu belki ama anı çoktu. Sokaklarda oynanan oyunlar, akşam ezanıyla eve dönüşler, dizlerimizdeki yaralar, ceplerimizde sakladığımız misketler… Yağmurdan sonra toprağın kokusunu bilirdik, canımız sıkıldığında yeni bir oyun icat ederdik. Zaman yavaş akardı ama dolu doluydu. Her gün, hafızaya kazınan küçük sahneler bırakırdı.

Bugün çocuklar çok şey biliyor ama çok azını yaşıyor olabilir mi? Her şeyin hazır sunulduğu bir dünyada, hayal gücüne ne kadar alan kalıyor? Sıkılmak bile artık lüks. Oysa sıkılmak, üretmenin ilk adımıydı bir zamanlar. Kendi oyununu kurmak, kendi hikâyeni yazmak demekti.

Bu yazı teknolojiye karşı bir sitem değil; bir hatırlatma. Çünkü teknoloji bir araçtır, amaç değil. Asıl mesele, çocukların hayat filminde başrolü kimin oynadığıdır. Ekran mı, yoksa çamurlu ayakkabılarla koşan, düşüp kalkarak öğrenen, merak eden bir çocuk mu?

Hayat akıp gidiyor. Film çoktan başladı. Senaryoyu tamamen değiştiremeyebiliriz ama bazı sahneleri yeniden yazmak hâlâ mümkün. Biraz daha oyun, biraz daha sohbet, biraz daha gerçek anı… Belki o zaman, yıllar sonra bu çocuklar da dönüp baktıklarında “Ne güzel bir filmmiş,” diyebilir.