Çocuklar Artık Neden Hayal Kurmuyor?
28/05/2026 19:13 | Son Güncelleme : 28/05/2026 22:02
| Müslüm OKATAN
Merhaba öncelikle Sonnokta ailesinin ve tüm okurlarımızın Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum. Bayramın; sağlık, huzur, bereket ve kardeşlik duygularını hepimize getirmesini temenni ediyorum.
Çocuklar Artık Neden Hayal Kurmuyor?
Bir zamanlar sokakta top oynayan, ağaçlara tırmanan, “Ben astronot olacağım” diye gökyüzüne bakan çocuklar vardı. Şimdi ise çoğu, elinde telefon, ekrana yapışmış halde oturuyor. Gözleri faltaşı gibi açık ama hayal kurmuyorlar. Hayal kurmak yerine “like” bekliyor, “level atlıyor” ya da “trend” takip ediyorlar. Peki bu çocuklar gerçekten hayal kurmayı unuttu mu, yoksa biz mi unutturduk?
Modern hayatın en büyük illüzyonu, “her şeyi kontrol altına alma” takıntımız. Çocuklarımızı korumak adına her dakikalarını doldurduk: okul, etüt, özel ders, spor, yabancı dil, müzik, kodlama… Boş zaman diye bir şey kalmadı. Oysa hayal gücü, tam da o “boş” zamanlarda filizlenir. Can sıkıntısı, yaratıcılığın annesidir. Bugün çocuklar can sıkıntısı çekmiyor; çünkü bir tuşa basar basmaz ekran onlara hazır heyecan, hazır hikâye, hazır mutluluk sunuyor. Ama o hazır mutluluk, kendi üreteceği mutluluğun önünü kesiyor.
Dijital dünyanın en sinsi tarafı da bu: Her şeyi gösteriyor, ama hissettirmiyor. Bir çocuk YouTube’da binlerce uçak videosu izleyebilir ama hiçbir zaman eline tahtadan bir uçak yapıp “Vınnn!” diye odada koşturmaz. Minecraft’ta saraylar kurar ama bahçede çamurdan kale yapmaz. Sanal dünyada her şey mümkünken, gerçek dünyada risk almaktan, denemekten, başarısız olmaktan korkar hale geliyor. Hayal kurmak risk içerir çünkü. “Ya olmazsa?” diye düşünmeden önce “Ya olursa?” diyebilmek gerekir. Ekranlar ise her şeyi risksiz ve anında sunuyor.
Ebeveynler olarak da payımıza düşeni alıyoruz. “Başarılı olsun” derken, “mutlu ve özgün olsun” demeyi unuttuk. Not ortalaması, sınav puanı, CV’deki sertifikalar ön plana çıktı. Çocuklara “Ne olmak istiyorsun?” diye sorduğumuzda artık “doktor, mühendis, avukat” cevapları geliyor. “Keşif gezgini”, “hikâye anlatıcısı”, “dünyayı değiştiren tuhaf biri” diyen pek kalmadı. Çünkü biz de o hayalleri gerçekçi bulmuyoruz. Oysa insanlık, gerçekçi olmayan hayaller sayesinde ilerledi. Uçak, roket, internet… Hepsi bir çocuğun ya da gencin “ya olursa” dediği yerde başladı.
Okullar da bu tabloda masum değil. Ezberci eğitim, standart testler, tek tip başarı tanımı hayal gücünü törpülüyor. Ders programları o kadar dolu ki, “okuma saati” bile lüks hale geldi. Oysa en büyük bilim insanları, sanatçılar ve girişimciler genellikle kitapların, doğanın ve kendi kendilerine sordukları soruların ürünüdür.
Peki çözüm ne? Çocuklarımızı tamamen teknolojiden uzak tutmak gerçekçi değil. Ama sınır koymak, özgür bırakmak ve model olmak mümkün. Haftada birkaç saat “ekransız zaman” ilan edelim. Bahçeye, parka, ormana çıkalım. Soru soran, merak eden, “neden” diyen çocuklar yetiştirelim. “Hata yapma” diye korkutmak yerine “denemekten korkma” diye cesaretlendirelim. Kendi çocukluğumuzdaki o boş vakitlerin, o can sıkıntılarının kıymetini hatırlayalım.
Çünkü hayal kuramayan çocuklar, yarın dünyayı değiştiremez. Sadece tüketir, uyar ve takip ederler. Bizim istediğimiz ise tam tersi: sorgulayan, yaratan, hayalleri gerçek kılan bir nesil.
Belki de en büyük soru şu: Biz büyükler hâlâ hayal kurabiliyor muyuz? Çocuklarımız bizim yansıttığımız dünyayı yaşıyor. Hayal kurmayı unutan önce bizsek, onlardan mucize bekleyemeyiz.
Sizce de çocuklar hayal kurmayı bırakmadı; biz onlara hayal kuracak zaman ve cesaret bırakmadık mı?
