BİR İNSAN KENDİNDEN VAZGEÇTİĞİNİ NASIL ANLAR?
22/10/2026 07:00 | Son Güncelleme : 22/10/2026 08:14
| Müslüm OKATAN
Merhaba Son Nokta ailesi,
Bu haftaki yazımda, bazen farkına bile varmadan yaşadığımız bir konuyu ele aldım: İnsanın kendi isteklerinden, ihtiyaçlarından ve hayallerinden yavaş yavaş uzaklaşması… Başkalarını düşünürken kendimizi ne kadar duyuyoruz? Huzur bozulmasın diye sustuğumuzda, içimizde neler biriktiriyoruz? Gelin, bu hafta kendimize biraz daha yakından bakalım.
“Sen ne istersin?” diye sorulduğunda, cevabımız hemen hazır olabilir: “Fark etmez.”
Bir akşam yemeğinde, hafta sonu planında ya da hangi filmi izleyeceğimiz konusunda bunu söylemek çoğu zaman önemsiz görünür. Fakat bu cevap hayatımızın pek çok alanında tekrar ediyorsa, bir an durup kendimize şu soruyu sormamız gerekebilir: Gerçekten fark etmiyor mu, yoksa kendi isteğimi söylemeye alışık değil miyim?
İnsan kendinden bir anda vazgeçmez. Genellikle küçük geri çekilmelerle başlar. Bir kırgınlığı dile getirmemek, istemediği bir şeye “olur” demek, kendi planını yine ertelemek… Her seferinde bunun geçici olduğunu düşünür. Sonra bu geçicilik alışkanlığa dönüşür. Bir süre sonra ne istediğini sormayı bırakır; çevresindekilerin neye ihtiyaç duyduğunu, neyi beklediğini daha kolay fark eder.
Kendinden uzaklaşmanın işaretlerinden biri, karar verirken kendi sesini duyamamaktır. Bir seçim yapmadan önce “Ben bunu istiyor muyum?” diye düşünmek yerine “Bunu yaparsam kim ne der?” sorusuna takılı kalırız. Başkalarının duygularını incitmemek için kendi duygularımızı susturur, huzur bozulmasın diye içimizde büyüyen rahatsızlığı görmezden geliriz. Dışarıdan uyumlu görünürüz; içimizdeyse giderek artan bir sıkışmışlık hissederiz.
Bazen de sınırlarımızı anlatmak yerine karşımızdakinin anlamasını bekleriz. Yorulduğumuzu söylemeyiz, çünkü “Ayıp olur” diye düşünürüz. Bir davranış bizi incittiğinde konuyu açmayız, çünkü karşı taraf üzülmesin isteriz. Oysa dile getirilmeyen ihtiyaçlar yok olmaz; yalnızca görünmez hâle gelir. İnsan, kendini sürekli açıklamadan ve kendini suçlamadan konuşabildiğinde ilişkilerinde de kendine daha fazla yer açar.
Kendinden vazgeçmek, yalnızca ilişkilerde yaşanmaz. Hayalini kurduğumuz bir işe başvurmayı, öğrenmek istediğimiz bir şeye başlamayı ya da kendimize ayıracağımız zamanı sürekli sonraya bırakabiliriz. “Şartlar uygun olunca” deriz. Şartlar elbette önemlidir; ancak bazen kusursuz zamanı beklemek, ilk adımı atmaktan duyduğumuz çekincenin üzerini örter. İsteklerimizi hep daha sonraki bir zamana bırakırken bugünümüzün nasıl geçtiğini fark etmeyebiliriz.
Peki insan bunu nasıl anlar? Kendine vereceği cevapları hemen düzeltmeye çalışmadan, birkaç soru sorarak başlayabilir:
En son neyi gerçekten istediğim için yaptım?
Hangi konuda “hayır” demek istedim ama “evet” dedim?
Bir yakınım aynı durumda olsa ona ne söylerdim?
Uzun zamandır ertelediğim küçük bir isteğim ne?
Bu soruların cevapları hayatımızı bir günde değiştirmeyebilir. Ama bize nerede sustuğumuzu, neyi ertelediğimizi ve kendimize hangi konularda daha az yer verdiğimizi gösterebilir.
Kendine dönmek, her şeyi bırakıp yeni bir hayat kurmak zorunda olmak demek değildir. Bazen bir fikrimizi açıkça söylemek, uygun olmadığımızda bunu belirtmek ya da haftanın içinde kendimize küçük bir zaman ayırmak yeterli bir başlangıçtır. Önemli olan, kendi ihtiyaçlarımızı da hesaba katmayı yeniden öğrenmektir.
Çünkü insan kendinden vazgeçtiğini çoğu zaman büyük kayıplarda değil, küçük suskunluklarında fark eder. Kendimize kulak vermeye başladığımızda ise ilk duyduğumuz şey belki büyük bir karar değil, çok sade bir cümledir:
“Ben ne istiyorum?”
