Sevgili Sonnokta ailesi, merhaba.
Bu haftaki köşe yazımda, hepimizin hayatında büyük yer kaplayan ama çoğu zaman ihmal ettiğimiz çok önemli bir konuyu ele aldım: Ahlâk ve vicdan…
Bir toplumu ayakta tutan şey ne sadece eğitimdir ne de yalnızca başarı. Asıl taşıyıcı kolon, insanın içinde taşıdığı ahlâk ve vicdandır. Çünkü bilgi, ahlâkla birleşmediğinde fayda değil zarar üretir; makam, vicdanla tanışmadığında adalet değil zulüm doğurur.
Bugün hepimiz bir yerlere gelmenin, bir şeyler başarmanın peşindeyiz. Çocuklarımız okusun, iyi okullarda eğitim alsın, yüksek mevkilere ulaşsın istiyoruz. Ancak çoğu zaman çok önemli bir gerçeği unutuyoruz: Ahlâk yoksa, ulaşılan her zirve aslında derin bir uçurumdur.
Bir insan hangi konumda olursa olsun, eğer vicdanını kaybetmişse bulunduğu yerin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü makam insanı büyütmez; insan, makamı büyütür. Ahlâkı olmayan birinin elindeki güç, sadece kendisine değil, çevresindeki herkese de zarar verir.
Çocuklarımız bizim en kıymetli emanetlerimizdir. Kendi evlatlarımızı nasıl koruyorsak, bize emanet edilen her çocuğu da aynı hassasiyetle korumak zorundayız. Bir öğretmen, bir yönetici, bir bakıcı; her kim olursa olsun, bir çocuğun hayatına dokunduğu anda sadece görev yapmaz, bir geleceği inşa eder ya da yıkar.
Ne yazık ki içinde yaşadığımız dünyada vicdan ve merhamet giderek değersizleşiyor. İnsanlar bulundukları konumu bir hizmet kapısı olarak değil, bir kazanç kapısı olarak görüyor. Güven duyduğumuz sistemler bile zaman zaman bizi yanıltabiliyor. Hak edilen değil elde edilen konuşuluyor; doğru olan değil, çıkar sağlayan tercih ediliyor.
Peki bu gidişat nereye kadar?
Elbette denetimlerin artması önemlidir. Kuralların daha sıkı uygulanması, yanlış yapanın karşılık bulması gerekir. Ancak asıl çözüm dışarıda değil, içeridedir; yani insanın kendi vicdanında...
Bu yüzden eğitim sistemimizin en büyük eksiği, belki de en önemli dersleri geri plana atmış olmasıdır. Edep, ahlâk, vicdan... Okullarda sadece matematik, fen ya da dil değil; insan olmanın ne demek olduğu da öğretilmelidir. Çünkü insan olmayı öğrenmeden başarılı olmak, eksik kalmaktır.
Ailelere de büyük sorumluluk düşüyor. Bir çocuğun karnesindeki notlar kadar kalbindeki merhamet de önemlidir; hatta belki daha da fazla... Yüksek notlar iyi bir kariyer getirebilir ama güzel bir ahlâk hem bu dünyayı hem de insanın iç dünyasını güzelleştirir.
Geçmişimize baktığımızda, okuma yazma dahi bilmeyen annelerin yetiştirdiği nice ahlâklı, liyakatli insan görüyoruz. Çünkü onlar çocuklarına önce insan olmayı öğrettiler; doğruyu yanlışı, hakkı hukuku, adaleti... Belki kitaplardan değil ama kalpten gelen bir eğitimle öğrettiler.
Bugün ise elimizde sayısız imkân var ama aynı oranda büyük bir eksiklik de var: vicdan eksikliği.
Unutmayalım; diplomalar duvarda asılı kalır ama ahlâk insanın hayatına yansır. Makamlar gelip geçer ama vicdanın sesi insanla ömür boyu kalır. Bir gün her şey bittiğinde geriye ne unvanlar kalacak ne de kazançlar... Sadece insanlığımız kalacak.
Bu yüzden en büyük eğitim ahlâktır. En büyük miras güzel bir vicdandır. En büyük sorumluluk ise bize emanet edilen kalpleri incitmeden yaşamaktır.
Kısacası, ahlâk olmadan alınan her diploma; insanlığa hizmet etmek yerine, ona zarar verecek bir güce dönüşebilir.
