“Çantadan Kitap Değil, Silah Çıkıyorsa…”
Merhaba Sonnokta okuyucuları,
Bir haftadır aynı sorunun etrafında dönüp duruyoruz:
Ne oluyor bize?
Siverek’te bir okul… Ertesi gün Kahramanmaraş’ta bir başka okul…
Henüz çocuk denecek yaşta iki fail… Ellerinde kalem değil, silah…
Ve geride kalan; ölüler, yaralılar, yıkılmış aileler, travmaya sürüklenen yüzlerce insan…
Bu artık bir haber değil.
Bu, toplum olarak geldiğimiz noktanın sert ve sarsıcı bir ilanıdır.
Şiddet…
Eskiden uzakta sandığımız bir kavramdı.
Şimdi ise her yerde: sokakta, evde, trafikte, mecliste…
Ve şimdi en güvenli olması gereken yerde, okullarda.
Okullar…
Velilerin “gözüm arkada kalmaz” diyerek çocuklarını emanet ettiği yerlerdi.
Peki şimdi?
Çocuğunu sabah okula gönderirken içinde en ufak bir endişe taşıyan bir toplum hâline gelmedik mi?
Ama asıl sarsıcı olan başka bir gerçek…
Henüz 14 yaşındaki bir çocuk…
Çantasında 5 tabanca, 7 şarjör…
Bu bir film sahnesi değil.
Bu, bizim gerçeğimiz.
Peki nasıl?
Bir çocuk bu kadar silaha nasıl ulaşır?
Bu silahlar kimindir?
Nasıl temin edilir, nasıl saklanır, nasıl fark edilmez?
Eğer bir evde silah varsa ve o silaha bir çocuk bu kadar kolay erişebiliyorsa, burada sadece bir “güvenlik açığı” yoktur. Bu, açık bir ihmal ve sorumsuzluktur. Silah sadece tetiği çekenin değil, o silaha ulaşılmasına göz yuman herkesin sorumluluğundadır.
Ama mesele sadece silah da değil…
Bugün ekranlara baktığımızda ne görüyoruz?
Akşamları mafya dizileri… Güç, şiddet, hesaplaşma…
Sabah programlarında bağırışlar, kavgalar, linçler…
Peki nerede eğitim?
Nerede kültür?
Nerede gençlere yol gösterecek içerikler?
Çocuklarımız ne izliyor, neyi örnek alıyor?
Gücü şiddetle eşitleyen bir anlayış, her gün bilinçaltına işlenmiyor mu?
Elbette tek başına bir dizi suçlu değildir. Ama sürekli aynı içeriklerle beslenen bir toplumda şiddetin sıradanlaşması kaçınılmazdır. Bugün bir çocuk sorun çözmeyi konuşarak değil de güç gösterisiyle halletmeyi “normal” görüyorsa, burada ciddi bir kültürel aşınma vardır.
Ve bir diğer acı gerçek…
Faillerin yaşı: 14 ve 19…
Daha hayatın başında…
Bu yaşta bir insan nasıl bu kadar öfke biriktirir?
Nasıl bu kadar gözünü karartır?
Ve en acısı… Ölümü nasıl bu kadar kolay göze alır?
Şunu artık açıkça söylemek zorundayız:
Bu mesele sadece “okul güvenliği” meselesi değildir.
Elbette okullarda tedbir alınmalı:
Girişler kontrol altına alınmalı,
Tek kapı sistemi uygulanmalı,
Güvenlik ve teknolojik denetimler artırılmalı…
Ama unutmayalım:
Ölümü göze almış birini sadece kapıya koyduğunuz cihazla durduramazsınız.
Mesele daha derinde…
Ailede, okulda, sokakta, medyada…
Çocuklarımızı ne kadar tanıyoruz?
Onları ne kadar dinliyoruz?
Yalnızlıklarını, öfkelerini, kırgınlıklarını ne kadar fark ediyoruz?
Eğer biz bu tabloyu sadece izler, üzülür ve sonra unutursak…
yarın daha ağırını konuşuruz.
Bu yüzden artık soruyu değiştirme zamanı:
“Ne oluyor bize?” değil…
“Biz neyi değiştirmiyoruz?”
Çünkü mesele sadece okul kapısından içeri giren silahlar değil…
Mesele, o silahı taşıyan zihnin nasıl bu hale geldiğidir.
Ve o zihni değiştirmeden, hiçbir tedbir yeterli olmayacaktır.